Hz. Üftâde’nin tasavvufî hayatı 10 yaşında iken tanıdığı Hızır Dede(öl.:1507) ile yeni bir maceraya girmiştir. Bayramiye şeyhlerinden olan Hızır Dede, Hacı Bayram Veli’nin(1429) halifesi Akbıyık Meczab’dan(öl.:1507) icazet almıştır. Mihalıç(Karacabey) kasabasında koyun çobanlığı yaparken soğuktan ayakları donarak kötürüm olunca Bursa’ya gelmiş Ulucami çevresinde Vaiziye Medresesi’ne yerleşmiştir. Üftâde Hazretleri; Hızır Dedenin yanında bir yandan riyazet, mücadele ve ilim tahsiline devam ederken diğer taraftan da babasının zoruyla ipekçilik mesleğinde çalışmıştır.

      Şifalı sulara ihtiyacı olan Hızır Dede’yi yıllarca, çobanlık yaparken kötürüm olan ayakları nedeniyle sırtında kaplıcaya taşıyan Üftâde. Hatta bunu gören mahalle çocukları kendisine gülerlerdi.

     Hayatını ibadet, rizayet ve mücadeleyle geçiren Hızır Dede Pınarbaşı’nda Üçkozlar Zaviyesi altında bir yere defnedilmiştir.

      Hz. Üftâde, şeyhinden icazet almasına rağmen onun ölümlü ile birlikte çok meşakkat ve çile çekmiştir. İsmail Hakkı Bursevi’ye göre daha sonra üveysi taridle kemûle ererek keşfi açılmıştır. Üftâde, Seyr-i sülukunun bu bölümünü şöyle özetlemektedir:

     “Andan sonra Âlem-i istigraku düşüp altı-yedi günde seyreyledim.
Ne nefis kaldı ve ne siva kaldı.(Ne Allah’tan başka bir şey kaldı.)”

      Bu günde aradan dört asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen Hz. Üftâde etrafında halkalaşan sevgi artarak devam etmektedir. Bursa ve Anadolu’nun her köşesinden hatta dış ülkelerden bile gelerek Üftâde türbesini ziyaret eden insanların Hz. Üftâde’nin huzurunda dua ederken dışa akseden tevazu ve mahviyetlerin kayda değer bir görünüşüdür.

      Üftâde Tekke Camisi yani burada günlük ziyaretçilerin yanı sıra, mübarek gün ve gecelerde ve bilhassa Üftâde Hazretleri’nin vefatının sene-i devriyesinde her kesimden insanların kıldıkları namaz, okudukları Kur’an-ı Kerim, mevlit, yaptıkları dua, zikir, Hatm-i Şerif ve icra ettikleri tasavvuf musikisi ile ihya edilmeye devam edilmektedir.

      Bursa denilince hayalimizde canlanan manzara Uludağ, cami, tekke, yeşil-mavi, medrese, türbe, deniz, kaplıca, şifâ hâne, gelmektedir. Bursa Evliyası denince de ilk olarak akala gelin Emir Sultan ve Üftâde Hazretleri’dir. Bu işler için onları vesile ittihaz edenlerin sayısı bir hayli fazladır. Bu durum sadece tekke veya türbeyi ziyaret edenlere münhasır değildir.

      Bursa’dan çok uzaklarda yaşayan Kimselerin bile Hz. Üftâde’nin ruhaniyetine sığındığı Onunla mânen irtibat kurarak huzur duyduğu, rüyalarında Onunla meşgul olduğu görülmektedir.

      Bu kimseler tehlikeli durumlarda O’nu çağırmakta ve himmetiyle kurtulduklarına inanmaktadırlar. Hz. Üftâde veya başka bir veliyi aracı kılarken de Allah’tan başka ma’bud, yaratıcı ve hakiki bir yardımcının olmadığına ihlasla inanmaktadırlar. Zira dua bir ibadettir ve ibadet de ancak Allah’a yapılır.

     Hz. Üftade’yi ziyaret edenlerin çoğu işte bu duygu ve düşünce içerisinde ziyaret etmişler, aradıkları manevi huzuru onda bulmuşlardır. Hatta ziyaretçilerin bir kısmı Üftâde Hazretleri tarafından çağırıldıklarına inanmışlardır.

     Evet 16. asırdan bu güne tekkesiyle, türbesiyle, camileriyle, şahsiyet ve eserleriyle, şiir ve ilahileriyle, menkıbeleriyle, Üftâde Kültürü, manevi hayatımızın ve ruh dünyamızın bir parçası haline gelmiştir.

 
Bu Sayfayı Kapat