Müezzinlik, imamlık ve irşat hizmetlerinin bir sonucu olarak hayatı boyunca cemaatle iç içe yaşayan Üftâde, celvet prensibi kurmuş olduğu tarikata ad olarak koymadan önce, bizzat yaşamıştır. Zira celvet, hayatta ve hadiselere iştiraktır. İnsanlardan kaçıp uzlate çekilmek yerine; halk içerisinde Hakk ile beraber olmaktır. İnsanın tenhada Hakk ile yalnız kalması ise halvettin Hz. Peygamberimiz nübüvvetten önce Hira Dağı’nda insanlardan uzaklaşarak halvet etmiş, daha sonra peygamberlikle vazifelendirilince nübüvvet makamında celveti tercih ederek halkın arasına karışmıştır. Bu yüzden celvet en son tasavvufi mertebedir. Celvet bekâ makamının bir ifadesidir ve aynı zamanda “cem’al cem” makamıdır.
|